Bu Benim Dünyam

Güleyim, Güldüreyim...Daha Ne İsterim!

BEHÇET DALMAZ SERDAR KARA Hakkâri DHA Ankara MİLLİYET

Kürt sorunuyla ilgili tartışmalar yoğunlaşırken, Çukurca’dan gelen acı haber Türkiye’yi sarstı. PKK’lı teröristlerce önceden yola döşenen mayın, operasyona giden askerlerin geçişi sırasında patladı, 6 asker şehit oldu 8 asker yaralandı

Kürt sorunu konusunda “yeni açılım” ve “bunun tarihi bir fırsat” olup olmadığı, PKK’nın 1 Haziran’a kadar ateşkes ilan ettiğini açıklaması tartışılırken, Hakkâri’den acı bir haber geldi. Irak sınırındaki Çukurca ilçesine 30 kilometre uzaklıktaki Uzundere köyü yakınlarında operasyona giden askerlerin geçişi sırasında,  PKK’lılarca önceden döşenen mayın patladı. Patlamada, 6 asker şehit oldu, 8 asker de yaralandı. Hakkâri Valisi Muammer Türker, mayın düzeneğinin uzaktan kumandayla patlatıldığının sanıldığını, bununla ilgili incelemelerin devam ettiğini belirtti.
Önceki gece meydana gelen olayda Uzman Çavuş Ziya Bener ile erler Özkan Dumlu, Deniz Demirci, Cafer Çelik, Kemal Özevin ve  Adil Yıldız şehit oldu, 8 asker de yaralandı. Yaralanan askerler Uzman Çavuş Muharrem Akalın, erler Oğuz Kır, Samet Koca, Ferhat Bilmez, Muhammet Akdeniz, Aytaç Güney, Fırat Güneş ve Mehmet Solmaz Şırnak Asker Hastanesi’ne getirilerek tedavi altına alındı.

Büyük operasyon
Saldırıdan sonra bölgede kara ve hava operasyonları yoğunlaştırıldı. Türk savaş uçakları, dün sabah Kuzey Irak’ın Avaşin-Basyan bölgesinde Türk sınırına yakın noktada tespit edilen kalabalık bir PKK’lı grubu bombaladı. Operasyonla ilgili olarak Genelkurmay’ın internet sitesinde şu bilgiye yer verildi: “Irak’ın kuzeyinde Avaşin-Basyan bölgesinde sınırımıza yakın bir noktada tespit edilen PKK/KONGRA-GEL’e ait kalabalık bir terörist grup  savaş uçaklarınca sabah saatlerinde etkili bir şekilde ateş altına alınmış ve tam isabetle vurulmuştur.”
Bu arada Çukurca’nın Işıklı yöresindeki operasyonda Uzman Çavuş Abuzer Doğan kayalıklardan düşerek şehit oldu. Doğan’ın cenazesi, bugün Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesine bağlı Beyoğlu beldesinde defnedilecek.
 Öte yandan,  5 PKK’lı örgütten kaçarak Silopi’de güvenlik güçlerine teslim oldu. 

ATEŞ AYNI İLÇEYE DÜŞTÜ 
Hakkâri Çukurca’daki hain saldırıda şehit düşen 6 askerin evlerine ateş düştü. Şehitler için dün Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’nda tören düzenlendi. Törenden sonra şehitler İstihkam Uzman Çavuş Ziya Bener, erler Özkan Dumlu, Deniz Demirci, Cafer Çelik, Kemal Özevin ile Adil Yıldız’ın cenazeleri 3 helikopterle memleketlerine gönderildi.
Şehitlerden 3’ünün ailesinin İstanbul Gaziosmanpaşa’da oturduğu öğrenilirken, 3 silah arkadaşından geriye kışladan ailelerine gönderdikleri fotoğrafları kaldı.

‘Çare bulunsun’
Cafer Çelik, Kemal Özevin ve Adil Yıldız, 3 ilçeye bölünen Gazismonpaşa’dan uğurlandılar asker ocağına. Hakkâri Dağ Komando Tugay Komutanlığı’na farklı zamanlarda gelen 3 genç orada tanışıp kaynaştı, birlikte operasyona giderken hain saldırıda can verdi ve geriye birbirine yakın Türk bayraklarıyla donatılmış 3 sokak bıraktı. 
Patlamada hayatını kaybeden Cafer Çelik’in amcası Murat Çelik şunları söyledi:
“Başka şeylere çare bulan Cumhurbaşkanı ve hükümet şehitlere de çare bulsun. Askerimiz sağ olsun ama hükümeti saymıyoruz. Hiçbir hükümet yetkilisine hakkımızı helal etmiyoruz. Cenazemize gelmelerini de istemiyoruz.”

Evliydi hep çalıştı
Ateşin düştüğü bir diğer sokak da Sultangazi Cebeci’de Özevin ailesinin yaşadığı 2491. sokak oldu. Kemal Özevin’in şehit olduğunu eve gelen askerlerden öğrenen acılı aile daha yaşadıkları şoku üzerlerinden atamadan yola düştü.
Kürtçe ağıtlar yakılırken, şehit erin eşi de otobüsle cenazenin toprağa verileceği Kışlacık köyüne gitti.

Terhisine 58 gün kalmıştı
Komando Er Adil Yıldız’ın Arnavutköy İslambey Mahallesi’ndeki evinde de yas ve gözyaşı vardı. Oğlunun fotoğraflarına bakarak gözyaşı döken baba İsmail Yıldız, terhisine 58 gün kalan oğlunun askere giderken komando olmak istediğini söyledi. 
M.AKİF ERDEM, GÜRKAN AKGÜNEŞ, ELVAN EZBER İstanbul


Cafer Çelik’in şehit olduğu haberi İstanbul’daki ailesini yasa boğdu. Çelik’in oturduğu eve Türk bayrağı asılırken, yakınları da gözyaşlarına boğuldu.

 Kürtçe ağıtlar
-  Er Özkan Dumlu’nun Bingöl’e bağlı Sarıçiçek köyündeki baba ocağından Kürtçe ağıtlar yükseldi. Anne Kıymet Dumlu fenalık geçirirken, baba Abdulkadir Dumlu, oğluyla bir gün önce telefonla görüştüğünü belirterek, “Vatan sağ olsun” dedi. Dumlu gözyaşları arasında defnedildi.
-  Er Kemal Özevin’in Siirt’in Çal Mahallesi’ndeki evine acı haberin ulaşmasıyla yakınları sinir krizi geçirdi, ağıtlar yaktı. “Çok babayiğitti” diyen eniştesi Hüseyin Ezer, “Kemal’i yeni evlendirmiştik.Burada evlendirip öyle askere göndermiştik” dedi. 
-  Uzman Çavuş Ziya Bener’in Yozgat’ın Yerköy ilçesine bağlı Aslanhacılı köyünde oturan ailesi acı haberi İlçe Jandarma Komutanı’ndan aldı.  Torunu Enes’in öksüz kaldığını ve ciğerinin yandığını söyleyen Anne Dönüş Bener, “Bana  ‘Mayın temizliğine gidiyoruz’ demişti” dedi. Bener, toprağa verildi.
-  Er Deniz Demirci’nin babası Halil Demirci, son günlerde “Kürt sorunu” kapsamında dile getirilen önerilere tepki gösterdi. Demirci’nin şehit olduğu haberi Ankara’daki ailesini yasa boğdu. Acılı baba Halil Demirci, “6 aylık asker olan oğlunun 9 yıldır askerin ayak basmadığı bir bölgede öldüğünü öğrendiğini” söyledi. 

    Ben yazmayı uzun zaman olmuş bu sayfaya...Bu arada facebook ile tanışınca bütün ilgim oradaki siyaset sayfalarına seçimler bitince de arkadaşlara, onların yaplaşımlarına yöneldi ve blog sayfam uzunca bir süre uykuya daldı...
     Belki bundan sonra yeniden sık sık yazarım belki de facebook yine daha çok zamanı geçirdiğim bir nokta olur kimbilir...Çünkü facebooktan düşünceler daha geniş bir kitleye yayılabiliyor...
      Sevgiler ve saygılar...

MÜGE ANLI YALANI

29/5/2009

    Müge Anlı yalanı devam ediyor hızla...Neymiş bir emekli öğretmen kendisine Adalet Meleği sıfatını vermişmiş...
     Son olayda Dilber diye bir kadını 1.5 ay televizyona çıkararak olayın yaşandığı Çorlu'dan uzak tutan ve reyting için olayın çözümlenmesine yardım değil adeta balta vurduğunu farkında mı acaba? Hatta pazartesi işe geç gittiğimde programına merakımdan göz atmış ve Dilber ile ilgili yeni bir röportaj yaptım, Dilber bana gerçekleri söyledi kocası Ümit ile ilgili benimde dikkatimi çeken şeyler var kem küm...
     Sonuç; Müge Anlı'nın aklına mantığına sığmayınca birşey muhakkak altında birşey aramamız gerekiyor...Halbu ki altında araya araya birşey bulamadı 1.5 aydır hala daha da aklınca çözemediği bu olayın altında birşey var diyerek reyting rüzgarı estirme niyetinde!
     Gülmek istiyorum ama ya ağlanacak bir durum var ortada, kadın hala konuşuyor da konuşuyor...En üzüldüğüm Arif Verimli Hocanında bu kadının programında kendini madara etmesi...

     İmam gazaba gelince Dünyanın en eski dillerinden biri olmakla, gerek coğrafi yaygınlığı gerekse zamana direnciyle insanlığın uygarlık tarihine ışık tutan Türkçemiz, en karmaşık durumları en basit biçimde açıklamakta üstüne olmayan bir dildir. Yüzyılların imbiğinden geçmiş atasözleri ve deyişler, -ki Türklerin hemen hiç değişmeyen özelliklerine ilişkin saptamalardır bunlar- hiç eskimez, her zaman cuk otururlar. 
    İşte onlardan biri, “imam esnerse cemaat horlar”ın burada yazamayacağım amiyane aslıdır.
   Bildiğiniz gibi Sayın Başbakan da hem Muhterem Recep, Müstesna Tayyip, Mümtaz Erdoğan, hem de imam.
   Eğer Türkiye, beraber yürünen yollarda menzile onunla varırsa, tarihe Başimam olarak da geçebilir. 
   Zaten Gazze krizi sırasında Hamas’a bakış ve İsrail’e çıkışmaları, başbakanlığına değil, imamlığına yakışıyordu.
                                     ***
   İmam kükreyince, cemaat ısırmaz mı?

   Gazze’yi bombalayan İsrail’e tepki, vatan sathında Yahudi düşmanlığına dönüştü, Ermeniler ve Rumlardan sonra kovmadığımız bir onlar kalmıştı, elimde fotoğrafları var, “Amerikalı ve Yahudi giremez” tabelası asılan dükkânlardan sonra, Türkiye duvarlarına “Sizleri T.C.’de istemiyoruz kahpe sionistler pislikler,” yazılıyor artık.
  
   Sayın Tayyip Erdoğan ve Gazzeli çocuklar için ağlayarak yardım toplayan Emine Hanım, kuşkusuz ne Yahudi düşmanıdırlar ne de böyle bir sonucu öngörmüşlerdir.

   Emine Hanım’ın Gazzeli çocuklara yardım topladığı günlerde, devletin öksüz ve yetimler yurdundan “17 yaşına geldiği için” sokağa atılan bir erkek çocuk, kovulmadığı tek kapı, bir buçuk yıldır benim apartman kapımın önünde yatıyordu. Ve aynı günlerde, internette izleyenleri ağlatan, yürekleri dağlayan bir röportaj dolaşıyordu: Türkiye’nin sahipsiz sokak çocukları, çöp toplayanlar, “İnsan gibi yaşamak istiyoruz!” diye haykırıyorlardı. Ve aynı günlerde Türkiye’de binlerce insan işsiz kalıyor, binlerce kadın çocuklarını aç yatırıyordu.
  
   Acaba Sayın Erdoğan ve Emine Hanım, 2008 yılında AB’nin Gazze’ye 566 milyon Avro, Suudi Arabistan’ın 1 milyar dolar, Kanada’nın başlı başına 10 milyon dolar, Norveç’in 12 milyon dolar yardım yaptığını, BM’nin Gazze için 456 milyon dolar harcadığını biliyorlar mıydı?
  
   Bu tutarın, 1.5 milyon nüfuslu Gazze’de sadece 2008 yılı için adam başına yaklaşık 1.500 dolar yardım ifade ettiğinin bilincinde miydiler?
  
   Başka bir deyişle, Gazze’deki yaşanan insanlık trajedisinin parayla pulla ilgisi olmadığının, İsrail bombaları altında yakınları ölen ve evsiz kalan insanların paraya değil, “barışa” ihtiyaçları olduğunu, kendilerine verilen uluslararası ekonomik desteği refaha dönüştürebilmek için önlerindeki engelin İsrail’e besledikleri kinle beslenen Hamas olduğunu hiç düşünmediler mi?    
                                        ***
   Son saldırılarda insanım diyen kimse, İsrail’e hak veremez, İsrail’in yanında olamaz. Ama İsrail’i şiddetle kınamak, bırakın İsrailli savaş ve saldırı karşıtlarını, kendi hükümetlerinin yaptırımlarını (tıpkı bizim gibi) onaylamayanları, İsrail’de yaşamayı bile seçmeyen Yahudilere karşı ırkçı bir düşmanlığa dönüşmemelidir.

   Başbakan Erdoğan öfkelenip, eşi Emine Hanım merhametleri ayağa kaldırırken, hele mümin Müslümanlar olarak, imam vur deyince cemaatin saldırdığını hesap etmek zorundaydılar.
   
   Bilmem hesapsız konuşmanın sonucunun farkındalar mı?
  71 milyon nüfuslu Türkiye’de sayıları 20 bini bulmayan Yahudi yurttaşımız hedef gösteriliyor. Türkiye’nin en önemli uluslararası sorunlarından biri olan “Ermeni soykırımı” tezine karşı bugüne kadar yanımızda yer alan başta Amerikalı, tüm Yahudi lobilerinin desteğini de Sayın Başbakan’ın İsrail karşıtı olmakla kalmayıp Hamas yanlısı tutumuyla yitirmiş bulunuyoruz. 
  
   Eğer uluslararası politikanın öfkeyle biçimlendirilmeyeceğini, ülke çıkarlarının yabancı ülkelere değgin merhamet duygularıyla yönlendirilmeyeceğini... Ne dostumuz, ne de düşmanımız halkların kendi aralarındaki çatışmasında, eğer arabuluculuk yapılmak isteniyorsa her şeyden önce tarafsız ve soğukkanlı olmak gerektiğini, bir hükümet başkanı bilmezse, kim bilmelidir?
  
   Herhalde imam değil.

   MİNE G. KIRIKKANAT
   28/01/2009


     Avrupa Yakası dizisinin sevilen oyuncusu ünlü tiyatrocu Gazanfer Özcan bir süredir hastaydı ve maalesef bugün tekrar yoğun bakıma alındı.
     Avrupa Yakası babasız kaldı izleyicileri ise ondan mağrum...Dilerim bir an evvel iyileşir ve kendisini Avrupa Yakasının sevimli babası olarak yeniden izleyebiliriz...
     Bu arada aklıma geldi ve Gazanfer Özcan'ı ölmeden daha iyi tanıtmak istedim, çünkü belki bende aynı hatayı daha evvel yaptım böylesine değerli sanatçıları yaşadıkları süreçte tanımak ve tanıtmak gerekiyor. Ben tanıyordum ancak tanıtmak aklıma hasta olduğu sıraca geldiği için üzgünüm. Ama buda bir adım olsa gerek...
     Buyrun Tanıyalım;

    Gazanfer Özcan

     27 Ocak 1931 İstanbul
     Gazanfer Özcan, (d. 27 Ocak 1931). Tiyatro ve sinema sanatçısı.
     İlkokulu Cihangir Firuzağa İlkokulu'nda, ortaokulu Beyoğlu Ortaokulunda, liseyi ise Vefa Lisesi'nde tamamladı. Lisedeyken oynadığı "Hisse-i Şayia" adlı oyundaki Bican Efendi rolüyle tiyatroyla tanıştı. Şehir Tiyatroları'nın Çocuk Bölümü'ne katıldı. 1955 yılında Komedi Tiyatrosu'nda oynanan Mahallenin Romanı oyunu tiyatro yaşamının dönüm noktası oldu. Bu oyunda rahatsızlanan Reşit Gürzap'ın yerine sahneye çıkıp başarılı olunca kadroya girdi. 1962 yılına kadar hem çocuk tiyatrosunda, hem yetişkin oyunlarında görev aldı. 1962 yılında Gönül Ülkü ile evlendi ve "Gönül Ülkü - Gazanfer Özcan Tiyatrosu"nu kurdu. 1950'li 1960'lı yıllarda çok sayıda sinema filminde de rol alan Gazanfer Özcan, uzun bir süre sinemaya ara verdikten sonra 2000 yılında çevrilen Komiser Şekspir filmi ile sinema ya döndü. Pek çok dizide de rol aldı. Kuruntu Ailesi adlı dizideki Hüsnü Kuruntu rolü ile tanındı, pek çok yapımda ailenin babası rolünü üstlendi. Avrupa Yakası adlı dizideki Tahsin Bey rolü ile de "baba" rolünü sürdürdü.

     1998 yılında Kültür Bakanlığı'nca verilen Devlet Sanatçısı unvanını almıştır.


Filmleri
1952 İngiliz Kemal Lawrence'a Karşı
1953 Çeto Salak Milyoner
1954 Fındıkçı Gelin
1954 Aramızda Yaşıyamazsın
1954 Şimal Yıldızı
1958 Allı Yemeni
1959 Sevdalı Gelin
1959 Garipler Sokağı
1961 Biz İnsan Değil miyiz
1961 İki Damla Gözyaşı
1961 Utanmaz Adam
1961 Naciyem
1961 Minnoş
1961 Yedi Günlük Aşk
1961 Külkedisi
1962 Damat Beyefendi
1962 Şaka Yapma
1963 Avare Şoför
1970 Vur Patlasın Çal Oynasın
1971 Çılgın Yenge
1975 Televizyon Çocuğu
1975 Tokmak Nuri
1975 Ah Nerede Vah Nerede
1975 Dam Üstüne Çul Serelim
1992 Burnumu Keser misiniz?
2000 Komser Şekspir
2005 Keloğlan Kara Prens'e Karşı
2007 Beyaz Melek

Diziler
1986 Kuruntu Ailesi (Hüsnü Kuruntu)
2002 Başımıza Gelenler
2003 Baba
2004 Avrupa Yakası

     Yiğit Bulut'un yazdıkları çok ama çok doğru. Türkiye'nin çıkarları için Yiğit BULUT'un çağrısınadestek vermemizde ayrıca şart...
     Sizde okuyun ve lütfen herkesi haberdar edin.

Sizlerden yardım istiyorum!
Bu köşede daha önce bazı detaylarını yazdım ama elime yeni bilgi ve belgeler geçtikçe “daha da rahatsız oluyorum” ve inanamama katsayım artıyor. Lafı uzatmayacağım; aşağıda özet halinde yazacaklarımın bütün Türkiye’de yayılması için hatta bizi yönetenlere “her yerden mektuplarla, fakslarla, mesajlarla” yağmur olup yağması için sizlerden yardım istiyorum. Karar vericileri uyarmalıyız! Onların çok işi olabilir, algılamaları karıştırılmış-bozulmuş olabilir ama bizler, dışarıdan bakarken gördüklerimizi aktarmalıyız! 
     Sevgili dostlar, ana soru şu; bütün pisliği ve maddi yükünü çektiği ve bütün haklarını Avusturya’da bir şirkete devrettiği bu projeden Türkiye’nin kazancı ne?
     Şimdi sizlerden “her yere yayın” diye rica ettiğim detaylara geçelim;
1- 6 milyar dolarlık bir proje olan Nabucco Projesi ile ilgili olarak, Avrupa ülkeleri tarafından hükümete ve bakanlığımıza “Karar mekanizmalarında yer almayacaksınız” yönünde bir baskı var!
2- Nabucco Projesi’nde, inşa edilecek münhasır boru hattının en büyük bölümün Türkiye’den geçecek olmasına rağmen, Avrupa ülkelerinden gelen bu baskının sebebi Türkiye’nin “düşünemez hale getirilip” ipin ucunu kaptırması!
3- Bu proje kapsamında en büyük yatırımı Botaş yapacak olup, yüzde 30 özkaynak, yüzde 70 kredi kullanacağı planlanmakta. Ancak 6 ortaktan oluşan Nabucco Projesi’nde her ülke tüm haklarını, Avusturya merkezinde kurulu Nabucco Gas Pipeline International GMBH’ye kayıtsız şartsız devretmeyi kabul etmiş durumda. Kabul edilen bu duruma göre Türkiye bu anlaşmadan dolayı bütün haklarını kaybedecek.
4- Nabucco Projesi’nde yer alan bu 6 ortağın, Nabucco Gas Pipeline International GMBH’ye ortaklık hissesinin ülke bazında ne olduğu bile belli değil!
5- Nabucco Gas Pipeline International GMBH’nin Avusturya’ya ödeyeceği vergilerden bu 6 ortak nasıl faydalanacak, bizi sırtımızdan kazanılan para Avusturya devletine vergi olacak!
6- Nabucco Gas Pipeline International GMBHi, ilgili ortaklara sadece taşıma tarifesinden iletim bedeli ödeyecek yani Türkiye “hava alacak.” Ana borunun geçeceği en önemli ortak Türkiye diğer 5 önemsiz ortak gibi değerlendiriliyor ve değerlendirilecek.
7- Nabucco Gas Pipeline International GMBH, boru hatlarındaki tasarruflarda tek yetkili olacak ve Türkiye’nin bu tasarruflarda ne kadar payı ve yetkisi olacak tamamen belirsiz!
8- Bu konuda, hükümetlerarası anlaşma imzalanması, Avrupa ülkeleri tarafından ısrarla istenmekte olup, Türkiye’nin atacağı adımın ne olacağı konusunda ortada bir devlet politikası yok! 
     Sevgili dostlar, bu proje kapsamında en büyük yatırımı Botaş yapacak olup, yüzde 30 özkaynak, yüzde 70 kredi kullanacak. Ancak 6 ortaktan oluşan Nabucco Projesi’nde her ülke tüm haklarını, Avusturya merkezinde kurulu Nabucco Gas Pipeline International GMBH’ye kayıtsız şartsız devretmeyi kabul etmiş durumda. Böyle bir yapı içinde diğerlerine göre kat kat fazla yatırım yapacak Botaş ve binlerce kilometre toprağını kullandıracak Türkiye de maalesef “teslim olmuş” durumda! 
     Sonuç: Bu gerçekleri bütün Türkiye’ye anlatmama ve “bu haksızlıkların” yetkililer tarafından farkedilene kadar “mesaj, faks, mektup” olup yağmasına lütfen yardım edin! Sizin çocuklarınızın geleceğini çalmasınlar diye savaşıyorum, lütfen yardım edin! 
     Not: Yandaki resme bakın ve elinizi vicdanınıza koyun; Türkiye diğer 6 ülke ile “aynı” pozisyonda mı?

     Aşağıda yazılı haberi okuduktan sonra içimde cidden bir öfke kabardı. Buna benzer bir yığın haber maalesef şu sıralar bir hayli fazla. Eşlerini rüyalarında görüp öldürenler, şüphe üzerine eşi ve ailesini katledenler vs vs...Bu ne öfke bu ne hırs bu ne mantıksızlık! 
     Siyasi anlamda akıl tutulması yaşayan halkımız anladım ki her konuda akıl tutulması yaşıyor. Mantıktan bir haber, müslümanlıktan nasibini almamış insan canına şüphelerle kıyma cürretini gösteren bu insanların ruh halini anlamaya çalışmıyorum bile. Ama şunu biliyorum ki Türkiye'de işler iyiye gitmiyor! Sokaklarda demokratik protesto kültürü olmayan yurdum insanı galiba bütün öfkesini rüyalarına, şüphelerine dayandırarak ailesinden çıkarıyor. Üstelik bu insanların birde ortak  noktası var ki oda hepsi maddi bakımdan zor durumda ve zaten borçlarını ödeyemedikleri için kendilerini bir açmazda hisseden insanlar bir nevi cinnet geçiriyorlar! Bunda siyasi iktidarın payını varın siz düşün...
     Sapıklık, yolsuzluk, kapkaç ve töre cinayetleri almış başını gidiyor...Biz hala Filistin için protesto düzenliyoruz...Almanya'da kaçırılıp tecavüz edildikten sonra boğulan 8 yaşındaki Kardelen için yaşadığı yerde ve tüm Almanya'da düzenlenen protestoları ve hükümetin bu olay için 500 polis görevlendirdiğini düşününce nerde neyi protesto ediyoruz, neleri gözden kaçırıyoruz, bu popülist yaklaşımlar bizi nereye götürüyor demekten alamıyorum kendimi!
     Aşağıda ki haberin konusu ise tek kelimeyle vahşet. Bir babanın oğlunun mutluğu için ziyarete gittiği gelinin akrabaları tarafından kulaklarının kesilmesi olsa olsa vahşet diye tanımlanabilir. Hatta kesilen kulakların bulunamaması bu vahşeti uygulayanların vahşeti uyguladıkları babada izlerini ömür boyu bırakmak istediklerini kendilerini de nasıl haklı gördüklerini anlamamız için yeterli!
     Hapishaneler de yer kalmayan ülkemiz de acilen ne okul ne cami hapishane yaptırılması şart! Allah herkesi dilerim ıslah etsin!

     Oğlu kız kaçırdı, babanın kulakları kesildi
     Batman’ın Kozluk ilçesi’nde, kız kaçıran gencin babasının kulakları kesildi. Batman’ın Kozluk ilçesi’nde amcasının oğlu ile nişanlıyken tanıştığı 20 yaşındaki Savaş Bilgin adlı gençle Bitlis’in Tatvan İlçesine kaçan genç kızın yakınları, bir yıl sonra kızlarını kaçıran gencin ailesiyle barışmak istedi. Tatvan’a giden genç kızın ailesi kızlarını kaçıran gencin babası 53 yaşındaki Nurettin Bilgin ile barıştılar. Kızın yakınları barıştıklarını ispatlamak amacıyla kızlarını kaçıran gencin babası Nurettin Bilgin’i Kozluk İlçesine bağlı Karaoğlak köyüne davet etti. Bu daveti kıramayan Bilgin, genç kızın yakınlarıyla aynı arabaya binerek Kozluk’a hareket etti. Ancak, Karaoğluk köyü yakınlarında aracı durduran kızın yakınları, Nurettin Bilgin’in ellerini bağlayarak iki kulağını kestikten sonra yol kenarına bırakarak kaçtılar. Kanlar içinde yol kenarında kalan Bilgin, Kozluk- Batman arası sefer yapan minibüsçüler tarafından Kozluk Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada yapılan ilk müdahalenin ardından Batman’a getirilen Nurettin Bilgin, buradan da Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk edildi. Kesik kulaklar bulunamadığı için yerine dikilemeyen Nurettin Bilgin tedavisinin ardından taburcu oldu. Kozluk İlçe Jandarma Komutanlığı ve Emniyet Amirliği’nin, kulak kesme olayının faillerinin yakalanması için geniş çaplı araştırma başlattığı bildirildi.

     15 ocakta gittiğimiz Vali isimli film için öylesine bir yazı yada yorum yazmak istemediğim için filmin üstünde n 5 gün geçti ve ben ancak yazabiliyorum.
     Vali isimli film aslında televizyonda iki dönem yayınlanan Köprü dizisinden tanıyacağınız oyuncuların bir kısmı ile yola devam edilmiş olan ancak bu oyuncuların yanı sıra bildiğimiz çok iyi isimlerinde içinde yer aldığı çok iyi bir film. 
       
Filmin konusu şöyle;
      Türkiye'nin zengin yer altı kaynaklarının Amerika tarafından uzun yıllar önce keşfedilmesi ve bu doğrultuda Bakanlıklar içinde kendi kadrolarını oluşturan dış güçlerin bu hedeflerinin önünde duran herkesi vatan haini türk bürokratların da bilgisi dahilinde öldürmek suretiyle istediklerini elde etmeleri ve bu esnada olayın içinde kendini bulan Denizli Valisinin de bu yolda can vermesi..
     Film bizi, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu o kadar iyi anlatmış ki çok şaşırdığımı söyleyemem. Ancak tıpkı Osmanlı Cumhuriyeti filminde ki gibi kalbim de bir acı belirdi...İçimizde ki vatan hainlerinin ne denli acımasız olduklarını, bu ülkenin onlara verdiklerini vefa ile geri ödemek bir yana dursun sırf para uğruna bu toprakları kimlere feda ettiklerini üzülerek izledim. Filmdekiler benim için zaten gerçekler olduğundan bir hikaye gibi izlemediğim bu filmden çok etkilendim. Herkese bu filmi izlemesini tavsiye ediyorum.
     Film için bir kaçta eleştirim var. Film iki eşit sahne olarak işlenmediği için ikinci kez salona girmenizle salondan çıkmanız bir oluyor:) Bu bana çok doğru gelmedi. Bu filmde Şebnem Dönmezin rolünü hakkını vererek oynadığını özellikle belirtmekle birlikte filmde ki en büyük hatanın ajan rolündeki Ayşegül Ünsal'ın oyunculuğu olduğunu ifade etmek isterim. 

Plazma TV'lere sınırlama 

     Avrupa Birliği büyük ekran TV'lere karşı savaş açmaya hazırlanıyor.
  Özellikle son 5 yılda büyük ekran televizyonlar, dünya çapında hızla yaygınlaştılar. LCD'lerden önce yaygınlaşan plazma TV'ler, şu anda başta ABD ve Avrupa olmak üzere son derece yaygın bir şekilde kullanılıyor.
    Televizyon dünyasının "4x4"leri olarak da bilinen plazma TV'lerin bu güzel günleri sona ermek üzere gibi görünüyor çünkü Avrupa Birliği, bu büyük ekran televizyonlara karşı savaş açma hazırlığında.
    Savaşın sebebi ise aslında plazmaların lakabı olan "4x4"te gizli. Plazma TV'ler benzerlerinden tam 4 kat daha fazla enerji tüketiyor ve 4 kat daha fazla karbon dioksit yayıyor. Uzun zamandır çevrecilerin hedefinde olan plazma TV'ler ile ilgili çalışma başlatan AB yetkilileri, 2009 baharından itibaren bu tip televizyonların yasaklanması için harekete geçtiler.
    AB'de evlerin yanı sıra bar ve alışveriş merkezlerinde yaygın olarak kullanılan plazma TV'lere getirilmesi düşünülen bu yasak, çevre dostu kuzeni LCD'leri etkilemeyecek. Çünkü LCD TV'ler plazmalara göre çok daha az enerji tüketiyor.

Fethullah Gülen imparatorluğu

Fethullah Gülen imparatorluğu 

     ABD'deki Middle East Quarterly dergisinde Fethullah Gülen hareketinin Türkiye'de devlet haline gelmeyi hedeflediği ve AKP iktidarından bu yana ülkenin laik ve demokratik yapısının bozulduğu yönünde değerlendirmeler yer aldı.
     Washington'daki Ortadoğu Medya Araştırma Enstitüsü'nün (MEMRI) Türkiye uzmanı Rachel Sharon-Krespin tarafından kaleme alınan “Fethullah Gülen'in Büyük İhtirası” başlıklı makalede Gülen hareketinin Türkiye'de polis gücü, ordu ve yargı kurumlarına sızdığı ve AKP ile birlikte Türk toplumunu İslamlaştırmaya çalıştıkları analizine yer verildi. Makalede AKP'nin “bürokrasiyi ele geçirerek Türkiye'nin temel kimliğini değiştirdiği” ifade edilerek “Türkiye artık AKP'nin yedi yıl önce devraldığı laik ve demokratik ülke değil” denildi.
     Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırarak Rusya ve İran'a yaklaştırdığının belirtildiği yazıda Türkiye'de Amerikan, Hıristiyan ve Yahudi karşıtlığının arttığı vurgulandı.
     Türkiye'deki bu dönüşümün ardında “AKP'nin etkili siyasi makinesinin yanı sıra Gülen'in liderliğindeki karanlık İslamcı tarikat” bulunduğu da belirtildi. Makalede “Bugün Gülen ve Fethullahçılar yalnızca hükümeti etkilemeyi değil aynı zamanda hükümetin kendisi olmaya çabalıyorlar” ifadeleri kullanıldı.
     Gülen'in Batı'da “ılımlı İslam” savunucusu olarak görüldüğü ve alkışlandığı, yalnızca ilkokul mezunu olmasına karşın özellikle ABD'de bir entelektüel, bilim adamı ve eğitmen olarak kabul edildiği belirtilen yazıda, “Gülen ABD'deki üssünden kendi ününü ve transnasyonal imparatorluğunu kurdu” denildi.
     AKP'nin devraldığı laik ve demokratik ülke değil” denildi. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi Rusya ve İran'a yaklaştırdığının belirtildiği yazıda Türkiye'de Amerikan, Hıristiyan ve Yahudi karşıtlığının arttığı vurgulandı. Türkiye'deki bu dönüşümün ardında “AKP'nin etkili siyasi makinesinin yanı sıra Gülen'in liderliğindeki karanlık İslamcı tarikat” bulunduğu da belirtildi. Makalede “Gülen ve Fethullahçılar yalnızca hükümeti etkilemeyi değil aynı zamanda hükümetin kendisi olmaya çabalıyorlar” denildi.

ABD'DEKİ ÜSSÜNDEN KURDU


     Gülen'in Batı'da “ılımlı İslam” savunucusu olarak alkışlandığı, yalnızca ilkokul mezunu olmasına karşın özellikle ABD'de bir entelektüel, bilim adamı ve eğitmen olarak kabul edildiği belirtilen yazıda, “Gülen ABD'deki üssünden kendi ününü ve transnasyonal imparatorluğunu kurdu” denildi. Gülen'in medya, bürokrasi, üniversite, yargı, güvenlik ve istihbarat kurumları, iş dernekleri, sendikalar, sivil toplum arasında yandaşları bulunduğu ve daha önce hiç kimsenin Türk toplumunu bu denli temelinden değiştirmeyi hedefleyen bir hareket başlatmadığı da ifade edildi.

'EN ETKİLİ YALANLARDAN BİRİ'

     Gülen'in eylemlerine yönelik endişelerin “önemsiz paranoya” olarak reddedildiğinin belirtildiği yazıda AKP kapatma davasının Batılı diplomatlarla birlikte İslamcı medyada “demokratik olmayan yargı darbesi” olarak görüldüğü oysa aynı çevrelerin bir tarafta İslamcılık ve demokrasi diğer tarafta laiklik ve faşizm ayrımına giderek Ergenekon iddianamesini alkışlarla karşıladıkları vurgulandı. Makalede “İslamcı çevrelerin Türkiye'nin İslamcılarını 'reformcu demokrat' ve modern; laik Türkleri ise 'köktendinci' şeklinde damgalaması modern siyasetin en aşağılayıcı ve üzücü bir biçimde en etkili yalanlarından biri olmalı” görüşü belirtildi. 

Aygünün Dünyası
www.eklesene.net - sitene radyo ekle www.eklesene.net - sitene radyo ekle www.eklesene.net - sitene radyo ekle